Bünyamin Aygün|Hedefteki halk Irak Türkmenleri

25 Eylül 2017

aaaaaaaaaaaaKerkük’ün yaşayan en ünlü tarihçisi Nejat Kevseroğlu anlatıyor:“1924’te İngilizlerin Kerkük’te başlattığı katliamların ardı arkası kesilmedi…” O tarihten bugüne Kuzey Irak’ta bir şey değişmedi, üstelik Türkmenlere yönelik saldırılar giderek daha da şiddetlendi. Öyle ki son üç yılda yüzlerce Türkmen kaçırıldı…
Kuzey Irak’ta bugün gerçekleşecek referandum, yapılıp yapılmayacağı konusundaki tartışmaların sonunu getirse de asıl sorun bundan sonra başlayacak gibi gözüküyor. Türkmenlerin tamamı, Araplar ve Kürtler’in bir kısmının boykot ettiği referandumun sonucunun, “Evet” çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak bu referandum tartışmalarıyla Türkiye ve Dünya gündemine oturan Irak Türkmenlerini artık iyi şeylerin beklemediği aşikar.

Kuzey Irak’ta yüzyıldır değişmeyen bir gerçek var; Türkmenlere uygulanan sistematik katliamlar ve kaçırılan liderler. Türkmenler, bombalı saldırılara kurban gidiyor, tuzaklı patlayıcıların hedefi oluyor ya da kaçırılıyorlar, bir daha haber alınamıyor. İşte o liderlerden biri, gazeteci yazar Irak Türkmen Cephesi Süleymaniye İl Başkanı Cevdet Kadıoğlu. Ailesi ondan iki yıldır haber alamıyor. Tuzhurmatu’daki evinden, maskeli ve silahlı üç kişi tarafından kaçırılan Kadıoğlu’nun eşi Yusra, kızları Rüya, Senarya ve Fatma babasının döneceği günü bekliyor. Her şeyin 30 saniye içinde başlayıp bittiğini söyleyen Yusra Kadıoğlu, kaçırılma olayını gözyaşları içinde şöyle anlatıyor:

 

“Profesyonel oldukları çok belliydi. Yüzlerini kapatmışlardı. Kapıyı kırarak içeri girdiler, haki renkli kıyafet giymişlerdi. Eşimin başına silahla vurup bayılttılar. O, kanlar içinde yatarken beni de yerlerde sürüklediler. Olaydan sonra Kürt kökenli olan Tuzhurmatu Kaymakamı’nı aradık. Bize, ‘Hiç merak etmeyin yanımda, yarın serbest bırakacağız’ dedi. Ama sonra eşimin ellerinde olduğunu da bu konuşmayı da inkar etti. Bu işi PKK’ya yaptırdıklarını bildiğimiz için defalarca Kandil’e sorduk ama ‘Elimizde yok’ dediler.  En azından yaşadığına dair bir haber alabilsek…”

Politik asimilasyon

Irak Türkmenleri yaklaşık 93 yıldır sistematik katliamlara maruz kalmış ve bu katliamlar hâlâ devam ediyor. Türkmenlere yönelik  katliamları ve Irak’taki Türkmen varlığını yazdığı kitaplarla anlatan 68 yaşındaki Nejat Kevseroğlu ile bir araya geliyoruz. Kevseroğlu yaşayan en önemli tarihçiler arasında yar alıyor. Türk Dil Kurumu’dan (TDK) yayımlanan Irak’taki yer adlarını anlatan bir kitabı da var. Aynı zamanda Kerkük’te haftalık yayınlanan Türkmeneli Gazetesi’nde başyazarlık yapıyor. Kevseroğlu, bize oldukça önemli bilgiler veriyor. Irak’ın kurulduğu 1918 yılından bu yana Türkmenlerin topraklarına sahip çıktığını ifade ederek Kerkük’ün bir asırdır paylaşılamayan şehir olduğunu söylüyor. Kevseroğlu, “Ben anlatayım siz zihninizde muhasebesini yapın. Bu toprakların asıl sahibi Türkmenler nasıl asimile edildi” diyerek başlıyor anlatmaya, “1931’de Kerkük’ün nüfusu 19 bin iken İngilizler Irak Petrol Şirketi’ni  (IPC) kuruyor. O tarihten dört yıl sonra Kürt ve Arapların bölgeye yerleştirilmesiyle Kerkük’ün nüfusu 35 bine yükseliyor. Kerkük, Süleymaniye ve Erbil’in tamamı Türklerden oluştuğu için Türkmenler buna direndi. Türkiye’nin bu bölgeden hak iddia edeceğinden çekinen İngilizler politik asimilasyona başladı. 1970’te Saddam geldi ve Irak’ın güneyinden Arapları getirerek yeni yerler imar ederek onları yerleştirdi ve Arapça adlar vermeye başladı. Daha sonra 2003’te ABD gelince de hızlı bir Kürtleşme hareketi başladı. O tarihte 850 bin nüfusu olan Kerkük’ün bugünkü nüfusu 1.5 milyon. Kürtçe şehirler ve isimler ortaya çıktı. Devlet arazileri ve Irak ordusuna ait tüm araziler Kürtlere verildi. Demografik yapı değişince bölgedeki Türkmenler seçimlerde ve yönetimde kaybetmeye başladı. Şuan 41 üyeden oluşan Kerkük İl Meclisi’nin 27’si Kürt, 9’u Türkmen ve 5 Arap’tan oluşuyor. ABD’nin böyle davranmasında 2003’te TBMM’nde tezkerenin geçmemesinin de büyük payı var.”

İngilizlerle başladı

“Dünyanın en kaliteli petrolü buradan çıkıyor” diye devam ediyor Kevseroğlu. Bazen petrol varlığının başa bela olduğunu düşündürüyor bu durum. Sonra devam ediyor, “Amaçları burayı Kürdistan’a bağlamak. Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, 1955 yılında ‘Kerkük Kürdistan’ın kalbidir’ diyerek zaten gözünü dikmişti buraya…”

İngilizlerin Livi katliamı ile 1924’te Türkmen katliamını başlattığını da dile getiren Kevseroğlu şöyle devam ediyor: “Yine İngilizler 1945’te Gavurbağı mahallesinde katliam yapıyor. En kanlı olaylardan biri de üç gece süren, 1959’da gerçekleşen Kerkük katliamı. Saddam Hüseyin tarafından 1980 yılında gerçekleştirilen katliamda dört Türkmen lideri idam edildi. Bu tarihte 30 yaşındaydım. İşadamı Adil Şerif’in telgrafını kendisine ben okudum. Mesajda, “İfadenize başvurulacak, emniyete gelin” deniyordu. Bir yıl sonra idam ettiler. 1991’de Altınköprü katliamıyla sarsıldık. 2003’ten  sonra ise ardı arkası kesilmeyen patlamalarla, bombalı tuzaklarla, mayınlarla her gün katledilmeye başladık.”

Türkmen köy yıkıldı

Katliamlar, sürgünler ve nüfus devşirmeler sadece kent merkezlerinde değil köylerde de sistemli bir şekilde yapılıyor Irak’ta. Beş bin nüfuslu Türkalan köyü de bunlardan sadece biri. Köyün ileri gelenlerinden, Kerkük Türkmen Aşiretler Meclisi üyesi Mahmut Hürmüzlü evine kabul ediyor bizi. Dört çocuk babası, Hürmüzlü, bizi görünce aklına geliyor, hayranı olduğu Bülent Ersoy şarkıları mırıldanmaya başlıyor. Türk dizilerini kaçırmadıklarını, Diriliş Ertuğrul gibi dizileri özellikle takip ettiklerini belirtiyor. Büyük dedesinin Osmanlı döneminde kaymakamlık yaptığını ve büyük arazi sahibi olduklarını belirten Hürmüzlü “Tamamı Türkmen olan köyümüzde dört aşiret varmış. Saddam gelince köyü yıkıyor. Sahibi olduğumuz topraklara da el koyuyor. 1987’de Türkalan köyünü tamamen yerle bir ediyor” diyor.

5 bin asker getirdiler

Ellerinden zorla alınan toprakları anlatırken başı öne düşen Hürmüzlü, “Ama yılmadık, topraklarımızdan vazgeçmedik. Şuan sadece 5 dönüm buğday tarlam var.  2003’ten sonra köyü yeniden kurarak Hastane ve okul inşa ettik. Ama bu kez de Peşmerge köye sızmaya başladı. 2014’te DAEŞ ortaya çıkınca 5 bin civarında Peşmerge’yi köyümüzün etrafına yerleştirdiler. Bu tarihten sonra çatışmalar ve adam kaçırmalar başladı. Kürt kökenli aileler Peşmerge’den ve Kerkük’teki Kürt validen güç alıp tarlalarımıza el koyup istediklerini yapmaya başladı”diye konuşuyor.

Son akıncılar

 

Kuzey Irak’ta, ardı arkası kesilmeyen suikastlar ve Türkmen siyasi merkezlerine yapılan saldırıların ardından Bağdat’ın özel izniyle kurulan Irak Türkmen Cephesi Güvenlik Dairesi mensupları, eğitimleri ve kıyafetleriyle Türkmenlerin gözdesi olmuş. Her biri Türkiye’de özel kuvvetler tarafından eğitilen yaklaşık 150 kişiden oluşan Güvenlik Dairesi’nin başında ise Irak ordusundan emekli Albay Ahmet Tahir İsmail var. Halk arasında ‘Son akıncılar’ olarak adlandırılan ve bu ismi benimseyen güvenlik güçleri, göreve başladıkları son bir yıldır bir çok suikastı engellemiş. ‘Son akıncılar’ Bordo bereleri, kamuflaj kıyafetlerinin üzerine giydikleri hücum yelekleri, istendiğinde yakın muharebe silahı haline gelen seyyar dipçikli kaleşnikof marka silahları ve modern haberleşme cihazlarıyla dikkati çekiyor. Son akıncıların, sabotaj, suikast, arama ve olası terörist saldırılara yönelik önlemler gibi konularda sıkı bir eğitimden geçtiği belirtiliyor.

Netenyahu’nun desteklediği referandum

Referanduma “Hayır” diyen, dillerinden, geleneklerinden asla vazgeçmeyen, yaşadıkları onca acıya rağmen birlik mücadelesi veren Türkmenler için tek dost komşu ülke, aynı dili konuştukları Türkiye. Bugüne kadar konuştuğum bütün Türkmenler aynı şeyi söylüyor. Onlardan biri de Irak Türkmen Cephesi Siyasi Araştırma Dairesi üyesi Leyla Hanım. Evli ve iki çocuk annesi Leyla Hanım, 1985’te Bağdat Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi’ni bitirmiş. Akıcı bir Türkçe ile  konuşuyor: “Referandum tüm dünyanın gündemine Kerkük’ü getirdi. Çünkü petrol açısından çok zengin bölge. Kerkük’te bir şey olursa Irak’ta da olur, diğer komşu ülkelerde de…  İstemiyoruz olsun. Referandum olursa Türkiye’nin ne yapacağı belli. Eğer kapıyı kapatırsa durumumuz hiç iyi olmaz. Netenyahu’nun desteklediği bir referandum bu… Fırat’tan Nil’e kadar kendi devletleri olarak görüyorlar.”

 

 

Milliyet

Comments are closed.